5 Ocak 2009 Pazartesi

Aşk-ı Şahane (Mimar Sinan-Mihrimah Sultan)




Aşağıdaki Yazımız 5/1/2009 tarihinde yazılmıştır, Bu güzel hikaye konu olarak daha önceden de işlenmiş anomim bir konu olmakla beraber,aşağıdaki anlatım tüm sözcükleri ile bizzat bana aittir,izinsiz kullanımı durumunda hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır. Tarih Vakti by ERSAN BENGİSU


Tarih hep savaşları, kavgaları mı anlatır? Miladın bilmem kaçıncı sene öncesi veya sonrası sayılarak , zamana önemli bir olayı not düşmek midir,Tarih ? Anlatılanlar sadece kazanan veya kaybedendir , ele geçirilen veya yitirilendir belki ama … ya anlatılmayan veya derinlerde bir yerlerde yitip giden bir şeyler yok mudur insana dair,aşka dair....

Aşk’ın kendisi tarih kadar eskidir yada tarih aşk’ın ta kendisidir.Aşk’ın her anı ve her biçimi tarihin bir sayfasını oluşturur,bir başka dile, biçime, surete bürünür, başka, başka kişilerin hikayesidir anlatılan ama kokusu,tadı hep aynıdır ; "bu " dur esasında tarih’in yazdığı

Bugün dünya üzerindeki tüm sanat eserlerinin ,en güzelleri bir başka tarz aşka adanmış,tarihle beraber kendini zenginleştirmiş, yapanın anlattıklarından,görenin hissettiklerine doğru gelişerek ,insanoğlunun sahip olduğu en büyük zenginliği oluşturmuştur

İşte böyle bir aşk’ı anlatalım istedik. Aşk’ın tarihinden tarih’in aşklarından bir yansıma…………..


“ 1522,İstanbul. Osmanlı’nın büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın ve büyük aşk’ı Hürrem Sultan’ın bir kız çocuğu gelir dünya’ ya . Efsane bir ask’ın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden belki efsane aşkların en temeline , en masalsı olanına ithafen ismi " Mihrimah" konulur Mihr-ü Mah Farsça da Güneş ve Ay demektir.
Zaman hızla geçmiş Mihrimah Sultan büyümüş 17 yaşına gelmiştir ki o zamanlar için evlendirilmesi uygun olan bir yaştadır. İki talibi olur ,biri Diyarbakır valisi Rüstem Paşa dır,diğeri ise saray’ın baş mimarı Mimar Sinan… . Padişah biricik kızını Rüstem paşa ile evlendirir , Sinan evlidir ve 50 yaşındadır ama rivayet o dur ki Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır
Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır fakat o’na olan aşkını olanca güzelliğiyle ,sanatına yansıtmıştır.İstanbul’un en güzel yerlerinden birine ,Üsküdar’a Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir kendisinden.1540 yılında inşa etmeye başladığı cami’yi 1548 yılında tamamlar.Cami inşa edilirken bir yandan kendi aşkını anlatır hiç şüphesiz ve eserine sanki “eteklerini giymiş bir kadın” siluetini verir, ayrıca cami için mimari olarak esinlendiği ,örnek aldığı yer ise bir başka aşka ,kutsal bir aşka adanmış bir şaheserdir ; Ayasofya………..

Bahsi geçen bu cami 2 Minareli olup ,padişah fermanı ile yaptırılan bir eserdir, ama Sinan’ın söyleyecekleri bununla bitmemiş olacak ki bu eserden 14 yıl sonra o güne kadar ilk defa ,padişah fermanı olmaksızın , Edirnekapı da surların yakınına pek kimsenin ilgilenmediği ,ıssız ,yalnız ama İstanbul’ un en yüksek tepesi olan bir yere ,sanki aşkının gizli,ıssız ve yalnızlığını ama bir o kadar büyüklüğünü haykırmak istermişcesine ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a ithafen

Derler ki; cami Mihrimah sultanın o duru, gösterişsiz ve bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür ve sadece 38 mt bir minareye sahiptir. Bir adet incecik kubbesinin üzerindeki 161 pencere ise iç güzelliğinin ne kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder, bu sayede gün ışığının her köşede adeta dans ettiği kadınsı edalı. ( o tarihte bu açıklıktaki ve bu kalınlıktaki bir kubbeye o kadar pencere, dünya üzerinde sadece Mimar Sinan tarafından yapılabilirdi) cami içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun işlemelerde de Mihrimah Sultan'ın o çok güzel ayak topuklarını döven ,upuzun saçları tasvir edilmiştir.,ve yine denir ki Mihrimah Sultan’ın statüsü iki minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen, yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli yapılmıştır bu cami.

Ama Sinan aşk ‘ ını öyle sihirli bir tılsımla mühürlemiştir ki ,bu sırra şaşırmamak ,o sevdaların naifliğine imrenmemek elde değil. Sinan Usta'nın aşk'ının vesikasıdır sanki, iki caminin de yeri özenle seçilmiştir. Güneşin doğum ve batım yerleri tespit edilerek yapılmış camilerdir. Edirnekapı’daki ve Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camiileri’ni aynı anda görebileceğiniz bir yer tespit edin. Günbatımında (elbette, yılın sadece bir gününde ki o gün 21 Mart gece ile günün birbirinre eşit olarak kavuştuğu gün’dür daha enteresanı, o gün Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür) göreceğiniz muhteşem manzara şudur: Edirnekapı Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş batarken, Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay doğmaktadır! “Bu nasıl bir hesaplama, bu nasıl bir estetik anlayışıdır!” dediğinizi duyar gibiyim... Mimarbaşı, Mihrimah Sultan’a platonik bir yakınlık duymasaydı; acaba bu harika uyumu yaratabilir miydi? Sahi biz Mihr ü mâh, Farsça güneş ve ay anlamına geldiğini söylemiştik değil mi ??!


Sağlıkla,

ERSAN BENGİSU

33 yorum:

  1. ben bayildimm bu ask hikayesineee.tek kelimeyle muthisssss

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Harika! Dondum kaldım. Şimdilerde ise insanların aşkları sadece dillerinde. Allah Kalbinde aşk olan aşık nasipetsin..

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Hammer atmış ellisi atlamış...
    Avusturyalı zatın birçok hayal ürünü yorumlarını maalesef tarih diye okuyoruz.
    Hani ahlaksız gözüken durumlara, biraz edebli insanların adab-ı muaşeret tavsiyesine hemen aklınız fikriniz şura...da burada diye bir çıkışma vardır ya..şimdi gelde deme? acaba kimin aklı fikri orada buradaymış. Mimar Sinanın bir kere bile görme ihtimali olamayacağı bir Sultan kızı ve hem de evli olan bir kadın için yaptığı esere eklediği sembolik manalarını dünyevi aşka yorumluyan bohemi bir anlayışın tezahürüdür(bir de cami bu ya!) . Halbuki Koca sinan kimin için bir eser yaptıysa neredeyse hepsine sembolik manalar yerleştirmiştir. Kaptan-ı Derya ise banisi caminin gemiye benzetmiş bazen eseri. Piyale paşa ve Beşiktaş Sinan Paşa Camii gibi, İstanbul'u özleyen bir Şam valisi Sinan paşa için erguvanlı minber gibi. Süleymaniye,Şehzadebaşı ve tabi ki Selimiye camii içinde anlat anlat bitmez müthiş derin mesajlar..o kadar hata da var ki aktarılan bilgilerde. Mesela ayla güneşin 21 martta gece gündüzün eşit kavuştuğu o gecede ayın Üsküdardaki camii minarelerinden doğması meselesi.Bir kere ay her yıl 11 gün değişken olur yani her yıl güneşle ay bir yıl önceki konumunda olmazlar,ya Sultanın doğum gecesinde ayın üsküdar'daki camiin minareleri arasında doğması meselesi .Üsküdar mihrimah sultan camii Mimar Sinan tarafınan yapılan orjinal halinde tek minarelidir.Zaten Osmanlı kurallarına göre sadece padişah ve anneleri birden fazla minareli camii yapabilirler(şezadebaşı camii niye iki minareli diye hemen sormayın onu ölen şehzadesi için padişah babası yaptırmıştır).Üsküdar Mihriman Camiisine 2.ci minare, 175 yıl kadar sonra Lale devrinin Ramazan ayında halkın isteğiyle mahya kurulabilmesi için eklenmiştir. Mutlaka var M.Sinanın ilginç mesajarı.üsküdar daki camii loştur mesela ortamı.gündüz bile içeride lamba yakılır.çünkü Mah'ı simgeler yani kameri, Edirnekapı daki camii de M.Sinanın yaptığı en aydınlık Camiidir çünkü mihr'i kasteder yani güneşi.ama bu manalardan evli bir kadına deliler gibi aşıkmış manası çıkmaz.Nerdeyse bütün yaptığı eserlerde eseri yaptıran banisini hatırlatan sembollere yer vermiştir demiştik zaten Usta Mimarın. Aaa kör olası turizmde popüler olan fantastik hikayeler.kim dinler ki Kız Kulesinin Makedonya'lı İskender'e vergi verebilmek için gelen geçen gemilerden vergi alınması için yapılan bir gümrük binası olduğu. İmparatorun, gördüğü bir rüya sonucu çok güzel kızını yılan sokmasın diye yapılan bir kule olduğunu, Topkapı Sarayı'ndaki havuzu padişahların anadan üryan cariyeler arasında cümbüş yaptığı yer olarak anlatmak varken kim dinler ki Kutsal emanetlerin yıkanılabilir olanların uzerindeki tozların bile heba olmasın diye yapılan bir havuz olduğunu .aaaaa! ohhh! ne güzel, ne ilginç gibi sesler çıkarttırmak varken tarihin sıkıcı malumatlarına niye boğalım milleti..bir de koca mimarın neden aklına gelmemiş ..O kadar duvar yapmış karalasaydı (M S) yi her tarafa mutlaka görürdü mihrimah.şüphelenene canım MİMAR SİNAN demek o.ama maşuk anlayıveridi aslında neyi kastettiğini orda, hem nerden anlayacak yok doğum günü o camiden cıkıyor ay, yok eteklerine saçlarına benzetmiş orayı burayı.bende akıllı zannederdim Sinanı.Yeni bulüğ çağına ermiş bir akl-ı evvel genc kadar düşünemiş o duvarı bu duvarı neyse...yazık olmuş platonik aşıkımıza...

    www.eyupensar.com

    YanıtlaSil
  9. Sayın Eyüp Ensar Uğur Bey,

    Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim, hakaret içermemesi koşulu ile her türlü eleştiri başımızın tacıdır bunu böylece bilmenizi dilerim,ayrıca bu sanal ortamda isimsiz yorum okumaktan usanmıştım
    1970 İstanbul doğumluyum ben, Bakırköylüyüm. Bilmem bilir misiniz Bakırköyü? Hani şu Bizans’ın ordugâhı, Bizans İmparatorlarının yazlık sarayı olan, Roma yolunun “yedinci roma mili” ne denk geldiği için Hebdomon adı verilen yüzyıllar boyu çok kültürlülüğün, çok renkliliğin merkezi olmuştur Bakırköy, yoksa öyle birilerinin zannettiği gibi sadece “Akıl hastanesi “ ile meşhur değildir yani sizin anlayacağınız; daha çok bilgi isterseniz, araştırmacı insansınız, mutlaka bulursunuz. Kısacası ben o çok kültürlülüğün, o çok renkliliğin içinde büyüdüm
    Üniversite’yi ise İstanbul Üniversitesi’nde okudum. Hani dünyanın en eski üniversitelerinden biridir. Fetih’in ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Ayasofya ve Zeyrek'te yapılan bilimsel toplantılar, Türk-Osmanlı bilim yaşamının ilk günü ve takiben bir külliyenin kurulmasının başlangıcı kabul edilmektedir. İlk başlangıç noktasının 1470 yılında kurulan Fatih Külliyesi olduğu bilinen o yerde. Okuduğum fakülte ise azizim, Osmanlı döneminde halk arasında ise Bekirağa Bölüğü olarak anılmıştır. Bekirağa Bölüğü, önce Seraskerlik (Bâb-ı Seraskerî) sonra da Harbiye Nezareti binasının müştemilatı olarak kullanılmıştı. Binanın resmî adı İstanbul Muhafız Dairesidir. İçinde bir de hapishane bulunmaktaydı.
    Bilirsiniz canım( yani sanırım bilirsiniz) hani şu I. Cihan Harbinin Mondros Mütarekesi ile 30 Ekim 1918de sona ermesinden sonra, Saray ve İşgal Kuvvetlerinin, Osmanlı Devletini savaşa sokmakla sorumlu tutulan -ve yakalanabilen- İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticilerinin hapsettikleri yer Yine son Osmanlı Mebusan Meclisinin işgal kuvvetlerince kapatılması sonrasında tutuklanan milletvekillerinin de bir kısmı burada hapsedilmiş sonra da Malta’ya sürgüne gönderilmişlerdir. Hatta Bina İstanbul’un kurtuluşu olan 6 Ekim 1922 tarihine kadar işgal karşıtı, bağımsızlık yanlısı Kurtuluş hareketinin üyelerinin de hapsedildiği bina olarak da ün yapmıştır.

    Biraz “sizin üsluba” benzer bir şekilde kendimi tanıtmaya uğraştım. İşte ben bu ortamlarda yetişirken, sizin gibi tarihe ilgi duyar olmuşum ve hasbelkader bir şeyler yazmışım siz de bunu okuyarak bana eleştiri göndermek lutfunda bulunmuşsunuz. Buraya kadar her şey hoş güzel ama şimdi biraz “eleştirinin eleştirisini” yapma vakti geldi gibi gözükmekte

    YanıtlaSil
  10. Eyüp Ensar Bey
    Şu sözlerle başlayalım “Mimar Sinan’ın bir kere bile görme ihtimali olamayacağı bir Sultan kızı” Aman başka yerlerde söylemeyin, aramızda kalsın… Herhalde siz padişah kızı sultanlar ile harem cariyelerini birbirine karıştırıyorsunuz
    İlber Ortaylı Hoca’dan alınıtı yapalım”
    “Saray geleneğine göre, dört yaşına gelen şehzade (padişahın oğulları) ve sultanların (padişahın kızları) eğitimi başlardı. Eğitimin ilk aşamaları okuma-yazma, Kur’ân-ı Kerîm ve ilmihal dersleridir. Dersleri, Dârü’s-Saâde Ağası’nın dışarıdan getirttiği hocalar verir. Zaten bu okuldan Dârü’s-Saade Ağası mesuldür.” .Daha dört yaşından itibaren dış dünya ile iletişim kurma özelliğine (hususiyetine)sahip padişah evlatlarının harem cariyeleri gibi kafes ardında yaşadığını düşünmek abesle iştigalden başka bir şey değil. Yani size göre Padişah ailesi hanımlar( kızlar, Anneler, Eşler) tarih boyunca yüzlerce vakıf cami, medrese, imaret, han, hamam yaptırmış ama bunları yapan mimarları hayatlarında hiç görmemiş, inşa halinde iken hiç gidip kendi için yapılan esere bakmamış, üstelik bunların büyük çoğunluğunun maliyeti devlet hazinesinden değil yaptıran kişinin kendi varlıklarından karşılanmak suretiyle yaptırılıyorken, mimarbaşı ile parasal konularda konuşmamış. Yapmayın yahu ! Bütün bunlara ek bahsettiğimiz kişi Mihrimah Sultan, Hürrem Sultanın ve Cihan Padişahı Sultan Süleyman’ın biricik kızı, diğeri Saray baş mimarı Koca Sinan.

    “Üsküdar mihrimah sultan camii Mimar Sinan tarafınan yapılan orjinal halinde tek minarelidir. Zaten Osmanlı kurallarına göre sadece padişah ve anneleri birden fazla minareli camii yapabilirler(şezadebaşı camii niye iki minareli diye hemen sormayın onu ölen şehzadesi için padişah babası yaptırmıştır).Üsküdar Mihriman Camiisine 2.ci minare, 175 yıl kadar sonra Lale devrinin Ramazan ayında halkın isteğiyle mahya kurulabilmesi için eklenmiştir”
    Yani dumura uğramadım desem yalan olur, bu nasıl bir cümle, bu işlerle uğraşan sizin gibi birine hiç yakışmayacak kadar anlamsızlık örneği !!!!!!
    Bakınız
    1) Üsküdar Mihrimah sultan Camii kızı adına Padişah Sultan Süleyman tarafından ferman ile yaptırılmıştır, yani yaptıran Padişahtır atfettiği kişi kızıdır(tıpkı şehzade camii gibi) o yüzden iki minareli de olur 4 de olur
    2) İki minareli cami yaptırma hakkı sadece padişah annelerine mi ? Yoksa padişah ailesine mi aittir konusu kesin kaynaklara dayanan bir açıklamaya sahip değildir kaynağız var ise açıklayınız
    3) Lale devrinin Ramazan ayında??? Lale devri,yani tarih kaynaklarında 1718-1730 arasındaki dönem için kullanılan bir ifade ,bu hangi ramazan ayı ????? 12 ramazandan hangisinde halkın mahya isteği oluşmuş? Acaba 1718 ramazanı mı? 175 yıl kadar sonra (yani sizin hesapla 1723 e denk geliyor) sonradan mı gelmiş “halkın mahya isteği”???




    4) Üsküdar da Mihrimah Camiinin tam karşısında Sultan III Ahmet’in Validesi Rabia Gülnuş Sultan’ın yaptırdığı Yeni Valide Camii-ki yapılış tarihi 1708-1710 dur-nin mahya ışıkları yeterli olmamış mıdır acaba?
    5) Benim okuduğum hiçbir kaynakta “ Orijinali tek minare, Bu sonradan eklenmiş ikinci minare” diye bir bilgi yok Sizin dayadığınız kaynağı çok merak ediyorum lütfedip belirtirseniz biz de okuyalım hiç değilse hatamızı düzeltelim
    6) Sonradan ekleme mevzusunda hatırınızda kalan Hürrem Sultanın 1551 yaptırdığı “Haseki Külliyesi” ne 1612 de ikinci bir kubbe eklenmesi durumu olabilir mi? Acaba bir karıştırma mı var? Hürrem Sultan ile Mihrimah Sultan,Anne-kız birbirine mi karıştı acep?

    YanıtlaSil
  11. “Topkapı Sarayı'ndaki havuzu padişahların anadan üryan cariyeler arasında cümbüş yaptığı yer olarak anlatmak varken kim dinler ki Kutsal emanetlerin yıkanılabilir olanların uzerindeki tozların bile heba olmasın diye yapılan bir havuz olduğunu .”
    Haşa ! Hicab ederim ,ne böyle bir şey anlatma densizliği yaptım,ne de yapanın bir satırını okudum, Ecdada saygı duymak kimsenin şahsi tekelinde değil( bu arada bunu bana söylemiyorsunuz diye umuyorum)

    “Hani ahlaksız gözüken durumlara, biraz edebli insanların adab-ı muaşeret tavsiyesine hemen aklınız fikriniz şura...da burada diye bir çıkışma vardır ya..şimdi gelde deme? acaba kimin aklı fikri orada buradaymış “ ,Harem deyince benim aklıma gelenlerle ilgili ön yargınıza el-insaf demekten başka bir şey yapamayacağım, ama iyi bilin sizin tahayyül ettiğiniz gibi de değildi, en azından Padişah ailesinin Ev’i idi harem. O padişah ailesi ki kendini “ Diyar-ı İklim-i Rum” Sultanı diye tanımlar ( Roma diyarının ve ikliminin sultanı) . Karşınızdaki her ”sizin gibi düşünmeyen” ya da “sizden olmayan” hakkında bu tarz önyargılara sahip misinizdir? Tek taraflı, tek boyutlu, tek sesli düşünmeyen kişilerin düşüncelerine tahammül göstermekte bu kadar cimri misinizdir her zaman? Ben sizin yazılarınızı okuyunca düşünce ikliminizin nerelerden beslendiği hakkında yeterince fikir sahibi oldum,
    Diğer yazdıklarınız hakkında daha fazla vakit harcamayacağım, size bir tavsiyem kaynaklarınızı çeşitlendirmeniz tabii tahammül gösterebilecekseniz. Ben o yazıyı hazırlarken aşağıdaki kaynakçadan yararlandım, eğer bilimsel bir tartışma ise niyetiniz iddialarınızı kaynaklarla temellendirirseniz daha yararlı olur. Bu kaynaklardan biri de sizin daha yararlı olur.Bu kaynaklardan biri de sizin Yıldız Teknik Üni. den hocanız, belki bir faydası olur

    Kaynakça
    Reha Günay, Mimar Sinan, YEM Yayın
    Reha Günay, Sinan’ın İstanbul’u, YEM Yayın
    Günhan Danışman, Sinan’ın Sevdikleri, Sevmedikleri, TMMOB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi (YEM Yayın dağıtımı ile)
    Jale Nejdet Erzen, Mimar Sinan Estetik Bir Analiz, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı (YEM Yayın dağıtımı ile)

    YanıtlaSil
  12. Eyüpensar Hocam,
    Birçok Sitede dolaşan malumat bende de Koca Sinan' a karşı çok fena bir hayalkırıklığı yaşatmıştı...70 yaşındaki, artık tek derdi "öteki dünyadaki yerini" düşünmek olması gereken birinin 17 yaşındaki bir ergene platonik aşık olması, şahsen beni...m midemi pek bi rahatsız etti..Hele de bu bembeyaz sakalı ile tanıdığımız koca bir alim zat ise..
    Binlerce insan , hayranlıkla paylaştı...ne acı...(benim yorumum yukarıdaki gibi olmuştu yine ) yazık yazık.. Koca Sinan'ın insanlardaki imajı nasıl zedelendi...ben çok üzülmüştüm eğer öyleyse diye...Hz.Ömerin ,sakalına ilk ak düştüğünde verdiği tepki gelmişti aklıma:(((...

    Allah razı olsun..

    İlknur Yolcu

    YanıtlaSil
  13. Merhabalar Ersan bey,
    Öncelikle cevabi yazınız için teşekkür eder yazılarınıza muhalif yorumları da yayınlamanız bir erdemin göstergesi olduğunu belirterek tebrik ederim sizi.
    Yalnız yazınız içerisinde öyle cümlelerden alınganlık göstermişsiniz ki şaşırdım doğrusu.mesela:
    “Hani ahlaksız gözüken durumlara, biraz edebli insanların adab-ı muaşeret tavsiyesine hemen aklınız fikriniz şura...da burada diye bir çıkışma vardır ya..şimdi gelde deme? acaba kimin aklı fikri orada buradaymış “ ,
    Harem deyince benim aklıma gelenlerle ilgili ön yargınıza el-insaf demekten başka bir şey yapamayacağım, ama iyi bilin sizin tahayyül ettiğiniz gibi de değildi, en azından Padişah ailesinin Ev’i idi harem. O padişah ailesi ki kendini “ Diyar-ı İklim-i Rum” Sultanı diye tanımlar ( Roma diyarının ve ikliminin sultanı) . Karşınızdaki her ya da “sizden olmayan” hakkında bu tarz önyargılara sahip misinizdir? Tek taraflı, tek boyutlu, tek sesli düşünmeyen kişilerin düşüncelerine tahammül göstermekte bu kadar cimri misinizdir her zaman? Ben sizin yazılarınızı okuyunca düşünce ikliminizin nerelerden beslendiği hakkında yeterince fikir sahibi oldum,

    Bu cümlelerden nereye gitmişsiniz,yazının başlanıcında ifadeler de neyi kastteğim o kadar açık ki. Şu anda bile anlatılmak istenenin haşiyesini sunmak sizin gibi ilim sahibi bir insana haksızlık olduğunu düşünüyorum, kendi adıma da anlam bu kadar açık olmasına rağmen gel de bir de meseleyi iyice açmak zoruda kal dediğim bir hal. Bir de klasik ithamlar, yok nereden beslendiğinizi anladım,tek taraflı tek boyutlu. Nereden çıktı ”sizin gibi düşünmeyen”??? ne ön yargı  tahammulsuzluk ne anlamış değilim. Keşke sadece yazının bazı bölümlerinde yaptığınız gibi çelişki de olsa ilmi olarak cevap vermeye çalıştığınız bölümlerle kalsaydınız. Ne kadar da zorlama çıkarımlar öyle yapmışsınız.

    YanıtlaSil
  14. Örneği vermemin sebebi Mimar Sinan ile Mihrimah sultan bir aşk ihtimaline değinmekti.yani Mimar Sinan’ın her caminin banisi için yaptığı sembolik anlatımları söz konusu Mihrimah Sultan olunca neden hemen ona delicesine aşıktı gibi kuru bir anlam çıkarılmasına itirazdı..illa konu bir kadın ve erkekse hemen ; şöyle olma ihtimali vardır düşüncesi ve yapılan her şey sadece dünyevi aşka yorma.Yok mu başka manası bunun.anlatılanların hepsinin doğru olmasından delicesine duyulan bir aşk mı çıkartılır illa.tabi türkülerin,neşriyatların ve diğer akla kalbe hitap eden unsurların sürekli bu tarz anlayışı pohpolaması kültüründen yetişince nesil her şeye aynı penceden bakma tezahuru.
    Ahlaktan bahseden mütedeyyin kesime “biz kız erkekle bir arada bulunmamızı hep “şeye” yorumluyorsunuz çünkü sizin aklınız fikriniz hep orda diye “ yapılan itirazlara göndermeydi.bunu nasıl anlamadınız.hemen cevap yazim hırsıyla ve önyargıyla nerelere çekmişsiniz meseleyi.halbuki benim serzenişim meseleyi hakikatinden başka mecralara çekmişsiniz meselesidiydi.

    Ha şunu da ilave edeyim,Mimar Sinan, Mihrimah Sultanın eşi Rüstem paşa hani kızı elinden kapan hain için yaptığı bir cami var iyi bilirsiniz Tahtakale önünde. ABD'nin önde gelen haftalık dergisi Newsweek, Avrupa'nın en güzel tarihi camisi olarak İstanbul'daki Rüstem Paşa Camisi'ni seçti.Bu ne demek.bundan hangi aşkı çıkaracaksınız.. dur ben sizin için üretim.Büyük aşkı ortaya çıkmasın diye kadının eşine daha güzelini yaptı ,dikkat çekmesin diye.bu ilk anda aklıma gelen.yoksa Yeşilçam filmlerinde daha ne senaryolar bulabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  15. Bir de;

    “Topkapı Sarayı'ndaki havuzu padişahların anadan üryan cariyeler arasında cümbüş yaptığı yer olarak anlatmak varken kim dinler ki Kutsal emanetlerin yıkanılabilir olanların uzerindeki tozların bile heba olmasın diye yapılan bir havuz olduğunu .”
    Haşa ! Hicab ederim ,ne böyle bir şey anlatma densizliği yaptım,ne de yapanın bir satırını okudum, Ecdada saygı duymak kimsenin şahsi tekelinde değil( bu arada bunu bana söylemiyorsunuz diye umuyorum)

    Ecdada saygı duyma kimsenin ekelinde değil.bu cümle neyi kastetiyor anlamış değilim.saygı da stok yapılyomuş anlaşılan..cevabımı ille kendi üzerine algılama ne demek çözmüş değilim.Hakikatle ilgilenme varken fantastik manaların popülerliğinden dem vurmuştum burada.yani ille Allah evindeki müthiş güzellikleri ve mimarın banisinin adını sembollerle yaşatma gayretini neden ila fantastik hikayelere bürüyorsunuz itirazıydı.
    Haşa dediğiniz mevzuda size bir ithamım yok tabi ki ama burada kendi çaında aynı vartaya düşüyorsunuz demekti o örnek.

    Bir çok konuya cevap alamadım yazınızda.hatta bir yazı içerisinde bu kadar çelişki de olur mu?

    Üsküdar Mihrimah sultan Camii kızı adına Padişah Sultan Süleyman tarafından ferman ile yaptırılmıştır, yani yaptıran Padişahtır atfettiği kişi kızıdır.

    Yani size göre Padişah ailesi hanımlar( kızlar, Anneler, Eşler) tarih boyunca yüzlerce vakıf cami, medrese, imaret, han, hamam yaptırmış ama bunları yapan mimarları hayatlarında hiç görmemiş, inşa halinde iken hiç gidip kendi için yapılan esere bakmamış, üstelik bunların büyük çoğunluğunun maliyeti devlet hazinesinden değil yaptıran kişinin kendi varlıklarından karşılanmak suretiyle yaptırılıyorken, mimarbaşı ile parasal konularda konuşmamış. Yapmayın yahu !

    Yani hem babası yaptırdı bu camiyi ama sonraki pararafta da gectiği gibi aslında kendileri de yaptırabiiyormuş

    Önce Şuna karar verelim padişah iradesi olmadan başkentin semtlerine nasıl imaret yapılıyormuş. Sadece padişah kendi yaptığına değil bütün bu hayır eserle irade çıkartır.Padişah iradesi çıkmadan İstanbulda bir eser yapılması mumkun değil.bir çoğunun da hikayeleri vardır.Kılıç ali paşa, Sinan paşa, Rüstem paşa camilerindeki gibi.Osmanlı da tesadufe yer bırakılmamış Semiha Ayverdi hanımın dediği gibi.boğaziçindeki yalılarda bile oturma padişah iradesyle başlar Osmanlı devlet adamları için.merak ediyorsanız söylim 5 mayıs-2 kasım arası…Koca mimar padişah iradesi beklemeden Edirnekapı Mihrimah Sultan camiine başlamış haa..dedil göster o zaman derseniz diyeyim. Süleymaniye camiin bile projesi şu an elde yok.kırılma noktaları yaşadı bu ülke.Osmanlı gecmişinden nefret edilen bir dönemde maalesef elde avucta kalanlarla idere ediyoruz.ama hayata bakın boşul tanımıyor.biraz boşluk oluverisn araya gördüğünüz gibi aşklar nefretler entrikalardan ibaret olan bir tarih anlatımı oluyor.
    Bu arada şaşırdım Mihrimah Sultan Camiine sonradan bir minare daha eklendiğinden haberiniz olmadığına.İnternetten bile araştırma yapsanız hemen karşınıza çıkar bu gerçek. Bir kişinin kalbindeki olabilecek aşkın gerçekliğinden daha reel hem. Üskudara yolunuz dusuyorsa yanasırken gemiden iyi bakın caminin minarelerine google’ye bile gerek kalmayacak.

    YanıtlaSil
  16. İnsan geçmişi de günümüzdeki telakkilerden sıyrılamadan bakıyor.Düün kabul görenler bugün benimsenmiyor garip karşılanıyor anlaşılmazsa günümüzdeki anlayışa anlam veriliyor.Mesela harem kısmının çıkış kapısı bilirsiniz,son derece giyimde tesettüre dikkat edilmesine rağmen dışarı çıkarken yaya bie çıkamazdı harem de hanımlar.Örtülü arabalarla çıkarlardı.alışverişte bile görevliler giderler çeşit çeşit malı getirtirler ve harem halkı onlardan seçimi yapar satıcıyla muhatap edilmezlerdi.Dışarılara çıkmazlar mıydı elbet çıkarlardı,geniş sayfiye alanlarına giderlerdi ama hanımlar kendi arasında ve gözden ırak bir şekilde bulunurlardı.Bir çok imaretin banisi hanımlardır doğru ama bu günümüzdeki gibi mütehahitle muhataplıkla halledilen bir mesele değildi. Yaptırdığı imareti gezerdi,eksik gördüklerini ilettirirdi mutlaka.
    Tabi bu durum Osmanlının klasik dönemlerinde daha hassas işliyordu.Lale devriyle başlayan değişim tanzimatan sonra daha başka hal aldı ama bu dönemde bile yine sıkıydı en değer verdiklerini başka nazarlardan koruma hassasiyeti.mesela son dönemlerde Sultan Mecid’in eşi Sultan Reşad’ın annesi olan Gülcemal Hatun’un hastalığının son demindeFransız bir doktor mecburen getirilmiş ama Sultan Mecid doktorun yanından bir an ayrılmamış muayen esırasında da mümkün olduğunca el ve göz temasından kacındırılmış yüzünü görme ihtiyacı olduğu için pecesi kaldırılmış ve muayene edilmiştir.daha sonra o doktor hayatında görebilecei en guzel kadını gördüğünü söylemiştir.Ki bu son zaman artık dolmabahce sraylarının olduğu batılılarla içli dışlı olduğu zamanlardı.İlle kadınların sosyal olması için erekeklerle bir muhataplık olması gerekmiyor yani.Onun adına başkalarıyla muhatap olacak ekip derdi yoktu zaten.maksattı hasıl oluyordu.

    Bu arada sultan annesi derken birden fazla minareli cami yapabilen,valide sultanları kastettim.Malumunuz bazen anne öldüyse başkadın o konuma geliyordu.

    Evet hangi tarihçiyi okumak lazım yazımı bu düşüncelerle yazdım.herkesin hayat bir bakış açısı var.Zaafları penceresinden bakıp genele teşmil ettği bir hayatı var.Kimse bir başka hayat tarzını benimsemiş insanların hayatına onlar gibi yaşamadan vakıf olamaz.Kendisine garip gelenleri anlayacağı şekilde yorumlar.

    Bir de size tavsiyem olsun. Bir iki hadiseye bakarak genel hüküm çıkarmayın.böyle bir iddia da bulunmak için Mimar Sinan’ın genel hayatına bakmak gerekir.Gunumuzdeki popüler olan fantastik tarihçiliği bir kenara koyup meseleyi her şeyiyle inceleyip belli bir kanıya ondan sonra ulaşmalıyız.yoksa kendi hayatınızda da bir davranışınıza bakarak hakkınızda genel hüküm çıkarmak nasıl avami ise.Mimar Sinanın koskoca ömründe nasl bir hayat tazı vardı.eşleri çocukları,dini hayatı,tercihleri v.s

    Bu arada verdiğiniz kaynaklar bir aşkı gösteren hiçbir delil içermiyor.bakın ben size İlber Ortaylı Bey’den aktarim:

    “Mimar Sinan hakkındaki en kapsamlı kaynak olarak bilinen “Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür” isimli kitabın yazarı Harvard Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu da bu aşkın ilk kez Arthur Stratton isimli yazar tarafından dile getirildiğini belirterek, “Stratton, 1972 yılında Londra’da yayınladığı Mimar Sinan’ın biyografik romanında ikisi arasında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak bunu yaparken belirttiği herhangi bir kaynak yok. O zamandan beri dilden dile dolaşan bir hikâye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek ancak belgeler üzerinden konuşabiliriz. Böyle bir kaynak olmadığı için de anlatılan aşkın tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyorum” dedi.
    1972 tarihine kadar ortaya çıkmamış bir aşk hem de ortaya çıkartan kimmiş. Bir bakar mısınız.?
    Birde şuna da diyemeden kapayamayacağım.nasıl oluyor da 21 mart gibi miladi olarak belirlenmiş günün akşamına her yıl 11 gün konumu değişen ay Üsküdar Mihrimah sultan camin üzerinde bitiyor. O zamanlar ay ve güneş takvimi eşit miydi?

    Sağlıcakla kalın
    www.eyupensar.com

    YanıtlaSil
  17. Ahlaktan bahseden mütedeyyin kesime “biz kız erkekle bir arada bulunmamızı hep “şeye” yorumluyorsunuz çünkü sizin aklınız fikriniz hep orda diye “ yapılan itirazlara göndermeydi.bunu nasıl anlamadınız.hemen cevap yazim hırsıyla ve önyargıyla nerelere çekmişsiniz meseleyi.halbuki benim serzenişim meseleyi hakikatinden başka mecralara çekmişsiniz meselesidiydi.

    Önyargı denilen şey nedir beyefendi? Sözlük, “Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin fikir” olarak tanımlıyor.Benim sizle alakalı “önceden edinilmiş” hiçbir şeyim yok ,olamazdı da zira benim yazdıklarımı okuyup ,yorum yazan sizsiniz ,ben sizin yazdığınız cümlelerden yola çıkarak bir cevap yazdım Yani bakın kronoljik olarak şöyle bir durum var “ Ben bir yazı yazmışım,siz bu yazıyı okumuş ve kafanızda bunlarla ilgili bir fikirler bütünü oluşturmuş ve bunu bana iletmişiniz,ben de sizin sözlerinize bir tür cevap getirmişim” şimdi söyleyiniz lütfen bana benim sizin hakkınızda nasıl bir önyargım olabilir ? yorumunuz bana ulaşana kadar sizle alakalı önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz bir yargıya sahip olamam ve fakat sizin yazımı okuduğunuz andan itibaren benim hakkımda bazı düşüncelere sahip olma ihtimaliniz oldukça yüksek “Hemen Cevap yazim(yazayım olacaktı herhalde “aceleyle???? Hemen cevap yazma isteğiyle” eksik yazdınız sanırım) hırsım yok, olmaz da Cevap yazayım isteğim vardı doğal olarak.,Bu cevap yazısının “hemen” olmaması için ne kadar süre geçmesi gerekirdi acaba? Makul bir zaman aralığı verirseniz bir daha o süreyi geçirir öyle yazarım o zaman”hemen” ve “ hırsla” cevap yazmış olmam ( örneğin bu cevap süresi yeterli midir? ) Gelelim esas ve muhteşem söze beyefendi” meseleyi hakikatinden başka mecralara çekmişsiniz” Hakikat?? Yani gerçek, hangi gerçek? Kime göre ve neye göre gerçek? Sizin “sübjektif gerçekliklerinizi” aaaa pardon!!! “şahsi hakikatlarınızı” kendime veri almak mecburiyetinde olduğumu düşünmüyorum.

    Mihrimah Sultanın eşi Rüstem paşa hani kızı elinden kapan hain için yaptığı bir cami var iyi bilirsiniz Tahtakale önünde. ABD'nin önde gelen haftalık dergisi Newsweek, Avrupa'nın en güzel tarihi camisi olarak İstanbul'daki Rüstem Paşa Camisi'ni seçti.Bu ne demek.bundan hangi aşkı çıkaracaksınız.. dur ben sizin için üretim.Büyük aşkı ortaya çıkmasın diye kadının eşine daha güzelini yaptı ,dikkat çekmesin diye.bu ilk anda aklıma gelen.yoksa Yeşilçam filmlerinde daha ne senaryolar bulabilirsiniz.
    “Bu ilk aklınıza gelen” pek ilgi çekici olmamış , Rüstem Paşa Mihrimah Sultan la evlendi diye neden hain olmuş ki ,yoksa ben öyle bir şey mi yazmışım ya da ima mı etmişim, ( şimdi ” yine neler üretmişiniz “ diyecekseniz baştan söyliyeyim ben sizin yazdıklarınızın üreticisiyim,buyurun “Mihrimah Sultanın eşi Rüstem paşa hani kızı elinden kapan hain” şimdi bu benim düşüncem değil,e muhtemelen sizin de değil ! Bu cümle “ bu yazıyı yazan adam Mimar Sinan Mihrimah Sultan ile evlenemediği için yerine tercih edilen kişiyi hain olarak düşlüyordur” tarzındaki fikri temsil etmiyorsa, hangi amaçla burada kullanılmıştır ? Sonra ben “ön yargılıyım” ama siz ..??? ) Koskoca Osmanlı devletinin “oldukça varlıklı olduğu söylenen” veziri için isteğinin aleyhinde “göşterissiz bir eser” yapılmayacağını bilmek Mimar Sinan gibi bir deha için çok zor olmasa gerektir O nedenle siz Yeşilçam filimlerinden bana senaryo aratmayın, ama siz de yukarıdaki “Büyük aşkı ortaya çıkmasın diye kadının eşine daha güzelini yaptı ,dikkat çekmesin diye gibi ilk aklınıza şeyleri de pek ortaya çıkarmayın , çok çok fazla zorlamışınız ama nafile…..

    YanıtlaSil
  18. Hakikatle ilgilenme varken fantastik manaların popülerliğinden dem vurmuştum burada.yani ille Allah evindeki müthiş güzellikleri ve mimarın banisinin adını sembollerle yaşatma gayretini neden ila fantastik hikayelere bürüyorsunuz
    Kuzum Eyüp Ensar Bey ! Siz “Süleymaniye deki Kurum ( İs) Odasını bilirsiniz mutlak, Selimiye’nin kubbesinin büyüklüğünün matematik ve fizik kuralları açısından imkansıza yakın olduğunu tespit eden Japon Bilimadamlarını,ya da Selimiye’ nin temel güçlendirme çalışmaleı esnasında temellerinden çıkan kağıdı hani” Sinan’ın el yazısı ile temeli güçlendirmek için yapılması gerekenleri tek tek anlatan ve aşağı yukarı 400 yıl sonraki teknikle ancak uygulanacak “Temel güçlendirme reçetesini”ni, Ya da Kubbe akustiği için kubbeye çeşitli boy ve ebatlarda küpler yerleştirildiğini mutlak okumuşsunuzdur. Beyefendi Sinan’ın bu yaptıkları ,tıpkı mimarın banisinin adını sembollerle yaşatma gayreti gibi bu günün “teknolojik İnsanı “ için dahi halen Fantastik bir deha ürünüdür, içinde böyle hikayeler de “barındırabilir” (Bakın dikkat edin ! “Barındırır ! “ demiyorum “Barındırabilir !” diyorum ,)

    Yani hem babası yaptırdı bu camiyi ama sonraki pararafta da gectiği gibi aslında kendileri de yaptırabiiyormuş

    Evet,ne var bunda anlaşılmayacak ve çelişkili olarak görülecek,Padişahın kendisi kızı adına bir cami yaptırıyor Üsküdar’daki Cami (Padişah akçesinden), daha sonra Mihrimah Sultan kendi imkanıyla (kendi vakfi gelirlerinden)Edirnekapı daki camiyi yaptırıyor .Eyüp Ensar Bey size tavsiyem ,çok da fazla detaya inmeden sadece internetten,google dan ,Vikipedi den falan Kanuni Sultan Süleyman’ı ,Haseki Hürrem Sultan’ı (ki Oğlu padişah olmadan ölmesine rağmen Sultan ismi verilmiş ve İlber Ortaylı hoca nın anlatımı ile Topkapı sarayındaki Harem dairesi bile onun sarayda yaşayabilmesi için yaptırılmıştır , bkz http://www.youtube.com/watch?v=xnQa5knQZok, ya da mümkün değilse bir şekilde Ortaylı Hoca’nın harem i anlattığı videoları izleyiniz) ve bu ikilinin Yani Cihan padişahı ile en sevgili hasekisinin tek kızının ( ki Sultan Süleymanın başka kızı da yoktur) özgeçmişlerini bir okuyun ya da en azından bir bölümünü ben kopyaladım sizin için buna bir göz atın bkz Mihrimah Sultan maddesi
    “Annesi 1558 yılında öldükten sonra babasına annesinin oynadığı danışmanlık rolünü oynadı. 1566 yılında babası öldükten sonra yerine geçen erkek kardeşi II. Selim'in saltanatı boyunca da danışmanlığını sürdürdü. Anneleri Hürrem Sultan ölmüş olduğu için kardeşi için adeta bir Valide Sultan rolünü oynadı.”VİKİPEDİ
    Siz halen basit harem cariyeleri,sıradan padişah ikballeri ,kalfa kadınlar vs ile Mihrimah Sultan’ı aynı kefeye koyma mücadelesindesiniz,öyle değil kardeşim biliyorum yine itiraz edeceksiniz ama……. öyle değil Orası Osmanlı sarayı ,16 YY ın en kudretli devletinin sarayı, Mihrimah Sultan adı üstünde Sultan Osmanlı Hanedanı üyesi harem de oranın haremi… O haremin bütün idaresi Valide Sultan da Yani bizim örneğimizde 1558 den itibaren Mihrimah Sultan da.


    Önce Şuna karar verelim padişah iradesi olmadan başkentin semtlerine nasıl imaret yapılıyormuş. ? Sadece padişah kendi yaptığına değil bütün bu hayır eserle irade çıkartır.Padişah iradesi çıkmadan İstanbulda bir eser yapılması mumkun değil
    Nasıl Yaptırılırmış? cevabı da yukarıdaki satırları okuduğunuzda anlaşılacaktır !!! yani umarım

    İnternetten bile araştırma yapsanız hemen karşınıza çıkar bu gerçek. Bir kişinin kalbindeki olabilecek aşkın gerçekliğinden daha reel hem. Üskudara yolunuz dusuyorsa yanasırken gemiden iyi bakın caminin minarelerine google’ye bile gerek kalmayacak.
    Ben değil de siz google dan sizin dediğinize ispat teşkil edecek bir tek satır bulun “hemen karşınıza çıkar bu gerçek” dediğiniz şu gerçek mümkünse sizin karşınıza çıkarsa bana da bir link yollayın inanın çok rahatlayacağım.Öyle gemilerden minare gözetleyerek tarih yazılmaz beyim,hele yorum asla yapılmaz ,yapılamaz zira yaplırsa komik olur

    YanıtlaSil
  19. “Mimar Sinan hakkındaki en kapsamlı kaynak olarak bilinen “Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür” isimli kitabın yazarı Harvard Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu da bu aşkın ilk kez Arthur Stratton isimli yazar tarafından dile getirildiğini belirterek, “Stratton, 1972 yılında Londra’da yayınladığı Mimar Sinan’ın biyografik romanında ikisi arasında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak bunu yaparken belirttiği herhangi bir kaynak yok. O zamandan beri dilden dile dolaşan bir hikâye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek ancak belgeler üzerinden konuşabiliriz. Böyle bir kaynak olmadığı için de anlatılan aşkın tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyorum” dedi.

    İşte Zurnanın zırt dediği yer,şu meşhur “önyargı” meselesine atıfla, kim ne kadar ön yargılı ? Bakın önce bunu bir okuyun yaptığınız alıntının devamıdır öyle istediğimiz yeri alıp istemediğimiz yeri atlayalım kolaycılığı olmasın

    Mimari ve Aşk adlı belgesele danışmanlık yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu aşkın hiçbir şekilde belgelenemediğini vurgulayarak, “Hikâyenin bir fanteziden, efsaneden öteye geçmesi mümkün değil. Kişi Mimar Sinan da olsa imparatorluğun sadrazamının tek eşine böyle duygular beslenmesi hayatının sonu anlamına gelir. Camilerin yerleri seçilirken veya mimarisinde, Mihrimah Sultan’a özel hesaplar yapılmış olması da bu aşkın varlığını kanıtlamaya yetmez. Mimar Sinan, hangi eserinde hesap yapmamıştır ki?” diyor.

    Mimar Sinan hakkındaki en kapsamlı kaynak olarak bilinen “Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür” isimli kitabın yazarı Harvard Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu da bu aşkın ilk kez Arthur Stratton isimli yazar tarafından dile getirildiğini belirterek, “Stratton, 1972 yılında Londra’da yayınladığı Mimar Sinan’ın biyografik romanında ikisi arasında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak bunu yaparken belirttiği herhangi bir kaynak yok. O zamandan beri dilden dile dolaşan bir hikâye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek ancak belgeler üzerinden konuşabiliriz. Böyle bir kaynak olmadığı için de anlatılan aşkın tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyorum” dedi.

    Belgeselde Mimar Sinan’ın iki cami arasına gizlediği aşkını anlatan Prof. Dr. İskender Pala ise filmde mecaz bir anlatım kullanıldığını söyleyerek “Mimar Sinan, bir kadına âşık olsaydı bu kişi Mihrimah Sultan olurdu. Bana göre âşıktı ki iki abidede onun ismini bir araya getirdi. Adını kıyamete kadar yaşatacak iki abideye imza attı. Bunu yedi-sekiz sene evvel bir akşamüstü kendi gözlerimle gördüm. İki külliyeyi de gören bir yerde duruyordum, birinden güneş batarken, diğerinden ay doğuyordu. O an gözlerimdeki perde açıldı. Mimar Sinan, bilimadamı olduğu gibi aynı zamanda bir sanatçı. Şairlerle dost. Baki’yle yakın arkadaş. Eserlerinde de şiirsel bir anlatım olması çok doğal” diyor.

    Mimari ve Aşk’ın künyesi

    Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Azmi Özcan ve Mimar Dr. Sinan Genim’in danışmanlığında hazırlanan belgeselde Prof. Dr. Metin Sözen, Prof. Dr. İskender Pala ve Haluk Dursun’un anlatımları da yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü ile Yapı Kredi’nin katkılarıyla geçtiğimiz hafta tamamlanarak piyasaya sürülen 40 dakikalık belgeselin yönetmenliğini Cengiz Özdemir yaptı. Türkçe ve İngilizce anlatım seçenekleri bulunan belgeselde devşirme Sinan’ın Kayseri’de doğduğu evin görüntüleri, İstanbul’a getirilişi, Yeniçeri Ocağı’ndaki askerlik hayatından baş mimarlığa giden yolculuğunun hikayesi, eserleri ve tarzı hakkında da geniş bilgiler yer alıyor.

    YanıtlaSil
  20. Beyefendi benim yazımı kaç kez okudunuz bilmiyorum ama tekrar tekrar okuyun ,bir daha okuyun Ben yazımda kaç kez ”Sanki, ! rivayet odur ki,! derler ki!” gibi bu anlatılanların kesin bir dayanağı olmadığını,bunların bir rivayet,bir hikaye,bir şehir efsanesi,hoş bir söylenti olduğunu betimleyecek ibareler kullanmışım.Zaten aksi durum mümkün değil, elimizde ne belge ne kanıt var! Benim yazımı yazdığım tarih 5 Ocak 2009 dur bu belgesel çalışmaları ben yazımı yazdıktan oldukça sonra yapıldı, yani ben Gülru Necipoğluna ait bilgileri bile bile de yazmış değilim.Üstelik şunu da bilmenizi isterim aynı hikayeyi benden evvel anlatan çok kişi oldu, en başta Prof.Dr İskender Pala olmak üzere,biraz araştırısanız göreceksiniz.( Örneği yukarıda) Hatta bir dönem benim yazdığım yazı İskender Pala’nın zannedildi ve pekçok internet sitesinde (sayemde) “Allah Razı Olsun” lar eşliğinde tebrikler topladı Üstelik Kültür Bakanlığı bir de ismi geçen Prof Dr Pala ‘ya bunu anlattırarak “Mimar Sinan”belgeseli hazırladı (bkz yukarıda tamamı verilen alıntı),Yukarıda bahsi geçen Gülru Necipoğlu hoca ve Ortaylı hoca bu belgeselin danışmanları ve diğer roportaj yapılan isimleri.Ben sadece daha önceden defalarca duyduğum bir “hoş söylenceyi” kendi uslubumla yorumladım ama yorumlayabilmek için dahi 1000 lerce sayfa okudum en az 100 sayfalık doküman arşivledim, sadece eli yüzü düzgün bir yazı olsun diye.Yani çok dile getirdiğim gibi,söylence anonim ve adı üstünde söylence ama uslub ve anlatım tarzı bizzat bana ait.Bugün İnternet ortamında herkes benim yazımı altına kendi adını yazarak,ya da alıntılıyarak ,bir yerlerinden kesip biçip birkaç cümlesini değiştirerek kullanmakta, yazının sahibi olarak da kimse beni tanımaz zaten,hoş çok da önemli değil, bilseler ne olacak? Daha önce de sizin yorumunuza Eşlik eden sayın Yolcu gibi bana bunları söyleyenler, bu açıklamaları kanıt göstermeye çalışanlar oldu onlara da aynı cevabı verdim,Bu “1972 tarihine kadar ortaya çıkmamış bir aşk hem de ortaya çıkartan kimmiş. Bir bakar mısınız.?” Sorusunu “hazine bulmuş mağripli” edası ile bana değil mümkünse önce Prof Dr İskender Pala ve diğerlerine sonra bunu Belgesel yapan Kültür Bakanlığına sorun ? Onların günahı ne ise benim de o. Eğer “Ben ne bileyim kardeşim senin yazını okudum,sana söylüyorum” diyorsanız tavsiyem eleştirmek için dahi biraz araştırma yapmak ,siz belli bir eğitim ve kültür sahibi bir insanız,en azından bunu sizden beklemek hakkım sanırım

    Bir de şuna da diyemeden kapayamayacağım.nasıl oluyor da 21 mart gibi miladi olarak belirlenmiş günün akşamına her yıl 11 gün konumu değişen ay Üsküdar Mihrimah sultan camin üzerinde bitiyor. O zamanlar ay ve güneş takvimi eşit miydi? yeter bu kadar sanırım.
    Cevap evet Ay güneş takvimi eşit değildi, fakat günle gece’nin eşit olduğu gün belliydi, mart 9 u derler ! Nevroz derler ! Osmanlıda bayram olarak kutlanır! Ta Sümer’ e dayanan 6000 yıllık geçmişi vardır, yeni söylemde Ekinoks derler ! Bildiniz mi? İşte o Gün Sizce böyle bir günde doğan kıza tesadüfen mi Mihr-ü Mah ismi verildi??????

    YanıtlaSil
  21. 21 martta ay takvimi ile güneş takvimi eşit miydi sorusunu nasıl diyalektikle geçiştirmişsiniz..Eyup hoca, Üskudar minareleri arasında her 21 martta nasıl doğar sorusuna 21 martta gece ile gündüz eşit diye cavap veriyorsunuz.ona itiraz eden olmadı.soru çok net.evet bu hata demek gururunuzu mu incitecek.
    Said KAYMAZ

    YanıtlaSil
  22. Bir de minarelerin farklı olduğunun gözle görülür bir şekilde olmasına o kadar trajikomik cevap vermişsiniz ki hayret ettim doğrusu.yani tarih diyorsunuz gözünüz önündeki gerçek değil, yazılı metinlere bakacaksınız.yani gözümüzün önündeki siyah elbiseye hayır burda beyaz yazıyor gibi komik bi cevap vermenize rağmen siz gözleme komik diyorsunuz.Allah ıslah etsin sizi..
    Said Kaymaz

    YanıtlaSil
  23. Said Kaymaz O'na buna yalakalık nameleri düzmeyi bırak,evet bilim siyah diyorsa aksini de ispat edemiyorsan (ki ne sen ne de o yalakalık yaptığın adam henüz ispat edemedi) siyahtır. Gözünün önündeki sana gerçek,bana gerçek bilimin yazdığı
    haydi git şimdi bana aksini ispat et.Allah'ın adını da karıştırma,sana mı kaldı Allah'tan benim için ıslah dilemek,doğru düzgün yorum yapamayacaksan da,bir daha buralara uğrama
    önce edepli ol,bırak Eyüp Bey kendi cevaplarını kendisi versin,hariçten gazel okumakla olmaz bu işler,git oku öğren öyle gel... haydi yolun açık olsun

    YanıtlaSil
  24. Laf Üretmeyi,polemik yapma arzusunu bırak, edebiyat yapabilmek için önce "Edep" öğrenmeyi dene sonra "Edebiyat" öğrenmeyi.Eğer mümkünse kendi sözlerinle konuş, ya da o sözlerini alıntıladığın Yüce şahsiyet kadar ilim sahibi olmaya çalış

    YanıtlaSil
  25. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  26. Hz mevlana derki;
    aşk dudaklardaki kahkaha değil,gözlerdeki yaştır.Maksat sevgi uğruna ölmek değil,uğruna ölecek sevgili bulmaktır...

    YanıtlaSil
  27. Kuzum Eyüp Ensar Bey ! Siz “Süleymaniye deki Kurum ( İs) Odasını bilirsiniz mutlak, Selimiye’nin kubbesinin büyüklüğünün matematik ve fizik kuralları açısından imkansıza yakın olduğunu tespit eden Japon Bilimadamlarını,ya da Selimiye’ nin temel güçlendirme çalışmaleı esnasında temellerinden çıkan kağıdı hani” Sinan’ın el yazısı ile temeli güçlendirmek için yapılması gerekenleri tek tek anlatan ve aşağı yukarı 400 yıl sonraki teknikle ancak uygulanacak “Temel güçlendirme reçetesini”ni, Ya da Kubbe akustiği için kubbeye çeşitli boy ve ebatlarda küpler yerleştirildiğini mutlak okumuşsunuzdur. Beyefendi Sinan’ın bu yaptıkları ,tıpkı mimarın banisinin adını sembollerle yaşatma gayreti gibi bu günün “teknolojik İnsanı “ için dahi halen Fantastik bir deha ürünüdür, içinde böyle hikayeler de “barındırabilir” (Bakın dikkat edin ! “Barındırır ! “ demiyorum “Barındırabilir !” diyorum !!!bu haberin düzmece olduğunu umarım öğrenmişsinizdir...

    YanıtlaSil
  28. Allah'ın evi üzerinden hemde evli bir kadına aşk ilanı ha..:) çok güzel bir tartışmaymış..insanlar ne kadarda akıl tutulmasına düşmüş..Bir delinin attığı taşı kuyudan çıkartıp mantıklı tespitler yapan akıllı bir adama atmak...vay vay vay..
    Bu arada benimde katkım olsun..Şu Mihrimah üsküdar Camii'nin ikinci minaresi meselesi..
    Ersan Bey çok iddialı konuşmuş,sonradan ilave olduguna dair tek satır bulursanız vs. vs. bilemiyorum eyup ensar hoca neden cevap vermemiş ama ben vereyim gayri.Suheyl Unver Hocanın yaptığı araştırmalar sonrası tespit edip yayınlamıştır..ah ah bu milleti fantazilerle meşgul etmeler bu millet aklını duygulardan kurtarana kadar devam edecek galiba..

    Semih Göktaş

    YanıtlaSil
  29. mihrimah sultan 17 yaşında mimar sinansa 50 yaşında ve evli bu aşkın tek taraflı olduğu zaten belli.

    YanıtlaSil
  30. This will certainly mean an excellent and exciting gift on her.

    Now here i am, ten years later, social websites has taken over the internet and blogging has changed into a
    way of life for many. They've already got a bike but it's too cold to ride
    out -- how about buying them a set of two inner gloves.



    Also visit my weblog travisridesthebus.blogspot.com

    YanıtlaSil
  31. ya hiçkimsede sormuyo bu adam 50 yaşında ve evli en önemlisi 17 yaşındaki kıza nasıl aşık olabiliyor bu bir sapıklıktır.gerisini siz düşünün.

    YanıtlaSil
  32. Moreover there have been many interactive toys that are
    inspired by the Lego toys. With all of the technological advances made by toy
    makers and manufacturers, the word "toy" means
    something completely different than it did to the past generations.
    At 14+ these models are more in the league of adult
    collectors who enjoy the attention to detail and design and the intricate build.


    Also visit my web site ... lego spongebob ()

    YanıtlaSil
  33. Also, I was able to reach him in the baby bassinet quickly when he awoke
    making it less of a distraction to my husbands sleep as he unfortunately had to be up by 4:30 am.
    If you have a small nursery set up, space could be a major issue.
    And as a parent, it is only natural that you find the perfect bassinet mattress for your
    baby.

    my web page ... kids bedding []

    YanıtlaSil

Teşekkür ederiz.